MALİKİ MEZHEBİ


[31]

Maliki mezhebinde cünübün Kur’an okuması haramdır. Hayızlının ise unutma korkusu olsun olmasın kıraatte bulunması caizdir. Mushafa dokunmadıktan sonra ezber ya da bakarak okumak arasında fark yoktur. Malikî alimlerinden bu genel hükme iki ayrı istisnai durum ekleyenler olmuştur. Bunlar:

1- Hayızlı hayız hali bittikten sonra gusül abdesti alıncaya kadar kıraatten men edilir.
2- Hayızlıda hayzına ilâveten cünüplük de varsa Kur'an okumaktan men edilir. Bunun dışında hayzın bitmesiyle gusül arasındaki zaman dahil her zaman Kur'an okuyabilir, ifadeleriyle Maliki kitaplarında yer almıştır.

Kur'an'ın abdestsiz okunması caizdir.[32]


Maliki Mezhebinin Delilleri:

Maliki Mezhebi Hz. Ali’nin (r.a) "Rasulullah (sallâllahu aleyhi ve sellem)'ı cünüplükten başka bir şey Kur'an okumaktan men etmezdi." hadisini delil alarak cünübün kıraatinin haram olduğunu söylemiştir.

Hayızlının kıraati konusunda diğer mezheplerden farklı bir görüş ortaya koyan Maliki Mezhebi, bu hususta hayızlıyı cünübe kıyas etmemiştir. Bunun sebebini büyük Maliki alimlerinden İbn Rüşd "İmam Malik bu fetvayı istihsan yoluyla vermiştir", sözüyle açıklar.[33]

İstihsan nedir?


Zahiren kıyası bırakıp insanların ihtiyacına uygun olanı almaktır. Diğer bir ifade ile: Kolaylık için güç olanı terk etmek ve herkesin alışık olduğu işlerde, dini yönden bir müsaadeye bağlı kolaylık tarafını arayıp benimsemek demektir.[34]

Bu tanım doğrultusunda Maliki mezhebinin izlediği yol daha net anlaşılabilir. Şöyle ki: Kur'an okumak isteyen bir cünüp gusleder ve okur. Fakat hayızlı için uzun süre temizlenme imkânı yoktur ve onun da Kur'an okumaya ihtiyacı vardır. Burada bir güçlük ortaya çıkar ki, bu güçlüğü kaldırmak için kıyas terk edilerek hayızlı cünübe benzetilmemiş ve onun Kur'an okumasına izin verilmiştir. Hayız hali sona erdikten sonra cünüple aynı hükümde olması ve yıkanıncaya kadar kıraatten men edilmesi bu halde cünüp gibi istediği zaman temizlenme imkânına sahip olması sebebiyledir.

HANBELİ MEZHEBİ

[35]

Hanbeli mezhebi de Hanefiler gibi hayızlı ve cünübün Kur'an'dan tam bir ayet okumasını haram kabul eder.

Hanbeli alimlerinden bir grup:"Elhamdülillah","Bismillâh" gibi Kur'an'dan olduğu anlaşılmayan zikirlerin Kur'an kastıyla olmadığı taktirde okunmasının caiz olduğunu. söylemiştir. Çünkü bunların Allah’ı (c.c) zikretmelerinin caiz olduğu ittifakla kabul edilmektedir. Zaten guslederken de Allah'ı zikretmeye ihtiyaç duyarlar, bunları söylemekten kaçınamazlar. Diğer bir grup da : Kur’an okumak kastedilsin edilmesin, bir ayetten az olan zikirler ile icaz hasıl olmayacağından bu gibi şeyleri okumanın caiz olacağı görüşünü savunurlar

İcaz: insanları benzerlerini yapmaktan aciz bırakan şey anlamındadır. Kur'an bir mucizedir. Ayetlerin her biri de bir mucizedir. Fakat bir ayetten daha azı mucize olmaktan çıkar. Çünkü buna benzer sözleri insanlar da söyleyebilir.

Kur’an-ı abdestsiz okumak caizdir.

Hanbeli Mezhebinin Delilleri


Hanbeli mezhebi bu konuda daha önce açıklanan Hz. Ali'nin (r.a), "Rasulûllah cünüplük dışında her durumda Kur'an okurdu" ve İbn Ömer’in (r.a) "Cünüp ve hayızlı Kur'an okumaz" hadislerini delil almış ve hadisler hakkındaki yorumlarını şu şekilde dile getirmiştir:

"İbn Ömer'in (r.a) rivayet ettiği hadisin ravileri içinde İsmail b. Ayyaş bulunmaktadır. Buhari: "Onun rivayeti ancak Şam ehlindendir" diyerek İsmail b. Ayyaş'ın Hicaz ehlinden yaptığı bu rivayeti zayıf bulmaktadır.

Bu hadis zayıf kabul edildiği taktirde elimizde sadece Hz. Ali’nin (r.a) "Rasûlüllah’ı (sallâllahu aleyhi ve sellem) cünüplükten başka bir şey Kur'an okumaktan alıkoymazdı”." hadisi kalır. Bu hadiste hayızlıya bir yasaklama getirilmemiştir. Fakat biz hayızlıyı cünübe kıyas ederek onun da Kur'an okumasının haram olduğunu söyleriz. Çünkü ondaki hades, yani manevi kirlilik, cünübünkinden daha çoktur. Bu sebeple ona cinsel ilişki ve oruç haram kılınmış ve üzerinden namaz mesuliyeti düşürülmüştür.[36]

ZAHİRİ MEZHEBİ


[37]

Zahiri mezhebinde cünüp, hayızlı ve abdestsizin Kur'an'ı Kerim okuması caizdir.[38]

Zahiri Mezhebinin Delilleri:

Zahirilere göre, Kur'an okumak, mushafa dokunmak ve Allah’ı (c.c) zikretmek mendub ve ecri olan hayırlı işlerdendir. Bu hayırlı işlerin yapılmasına engel getiren varsa delil getirmek de ona düşer.

Cünübün kıraatini haram görenler, "Rasûlüllah’ı (sallâllahu aleyhi ve sellem) cünüplükten başka hiç bir şey Kur'an okumaktan alıkoymazdı." hadisiyle amel etmişlerdir. Zahirîler bu hadisin söz konusu görüş sahiplerinin lehine bir delil olamayacağını belirtirler Çünkü Hz. Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) Kur'an okumaktan cünüplük nedeniyle kaçındığını ifade etmemiştir. Dolayısıyla başka bir sebeple kıraati terk etmiş olması da ihtimal dahilindedir. Ayrıca onlara göre hadiste bir nehiy, yasaklama da görülmemektedir. Rasûlüllah, şahsı adına cünüplük sebebiyle kıraatten kaçınmış olsa bile kimseyi böyle davranması konusunda uyarmamıştır. Allah
Rasûlünün (sallâllahu aleyhi ve sellem), hiçbir zaman Ramazanın dışında tam bir ay oruç tutmadığını, on üç rekatten fazla gece namazı kılmadığını hiçbir zaman masada yemek yemediğini, dayanarak da yemediğini bilmekteyiz. Ramazanın dışında bir ay oruç tutmak, on üç rekâtten fazla teheccüt namazı kılmak, masada yemek yemek ya da dayanarak yemek bu mantığa göre haram mı kabul edilecektir? Böyle bir şey söylenemeyeceğine göre aynı manâyı ifade eden benzeri bir hadisten haram hükmünün çıkarılmasının sebebi sorgulanmalıdır. Zahirilere göre bu sadece Rasûlüllah’ın ( sallâllahu aleyhi ve sellem ) bağlayıcı olmayan bir davranışıdır.


Zahirîler hayızlı ve cünübün Kur’an okumasının haramlığını yansıtan eserlerin tamamının senedinin zayıf, sahih kabul edilebilecek özellikte olmadığını belirtirler. Ayrıca onlara göre sahih bile olsalar, bir ayeti ya da bir ayetten az bir bölüm okumayı caiz görenlere karşı delil olur. Çünkü yasaklama kabul ediliyorsa bu Kur'an'ın tamamı için olmalıdır. Kur’an’dan, sünnetten,icmadan, sahabe kavlinden, kıyastan ne de doğru olan görüşten hiçbirisinin desteklemediği cünüp, bir ayet veya bir ayetten azını okuyabilir ya da hayızlı okuyabilir, cünüp okuyamaz gibi sözler boş sözlerdir. Bir âyet şüphe yok ki Kur’an’dır. Ayetin bir bölümü de Kur’an’ın bir bölümü olur. Ayrıca bir ayeti okumayı mubah görmekle diğer ayeti okumayı mubah görmek arasında bir fark yoktur. Biri mubahsa diğeri de mubahtır. Bunu söyleyenler sahabe arasında ihtilâfın mevcut olduğu bilinmeyen bir konuda muhalif hareket ederek yanlış bir davranış içerisine girerler Bir de ayetlerin içinde (....)ve’l fecr[39](.. ) müdhâmmetan[40] gibi bir kelimelik olanları da vardır, borç ayeti[41] gibi bir sayfalık olanları da. Borç ayetinin ayete'l kürsinin tamamını veya bir kısmını okumaya izin vererek (...) “müdhammetan” gibi tek kelimelik "bir âyeti tam okumayacaksın demek" gerçekten tuhaftır denilmektedir.

Cünüple, hayızlıyı ayırarak hayzın müddeti uzun olduğu için hayızlıya kıraat izni vermek de bunun gibidir. Şayet onun Kur'an okuması haramsa müddetin uzaması ile helâl olmaz. Yok eğer helâlse, o zaman da süresinin uzun olmasını gerekçe göstermenin bir anlamı yoktur."

Zahiri uleması, muhaliflerinin görüşlerine bu akli delillerle karşı çıkmıştır. Nakli deliller ise şöyle sıralanır:

Yunus b. Zeyd, Rebia'nın: "Cünübün Kur'an okumasında bir mahzur yoktur." dediğini nakletmiştir.
Hammâd'dan nakledilmiştir:

Said b. Müseyyeb'e[42]: "Cünüp Kur'an okur mu?" diye sordum. "Nasıl okumaz. Kur'an onun içindedir" diye cevap verdi.


Nasru'l Bahilî'den nakledilmiştir:

“İbn Abbas[43] cünüpken Bakara sûresini okurdu."

Hammad b. Ebi Süleyman'dan nakledilmiştir:

"Said b. Cübeyr'e[44] Kur'an okuyan cünübün durumunu sordum. Bunda bir mahzur görmedi ve dedi ki: 'Kur'an onun içinde değil midir?' "[45]

DİĞER GÖRÜŞLER

Ele aldığımız konu muvacehesinde farklı bir yaklaşım ortaya koyan Zâhiri uleması bu görüşlerinde İbn Münzir, İbn Abbas ve Taberi gibi alimler tarafından da destek görmüştür.

En muteber hadis kitabımız olan Sahih-i Buhari'nin konuyla alâkalı bölümünde zikredilen hadis ve eserler de bu müçtehitlerimizi destekler mahiyettedir.

Bu hadis ve eserleri zihnî mesaimizle birlikte aktarıyoruz:

1- İbrahim en-Nehaî[46] "Hayızlı kadının âyet (Kur'an) okumasında beis yoktur." demiştir.

2- İbn Abbas cünübün kıraatte bulunmasında ( Kur’an okumasında) bir mahzur görmemiştir.
3- "Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) zamanlarının tamamında (yani her halinde) Allah'ı zikrederdi."[47]

Açıklama: Zikredilen hadis, cünüp ve hayızlının Kur'an okumalarının caiz olduğuna delildir. Zira Peygamberimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) istisnasız her durumda Allah'ı zikrettiğini haber vermektedir. “Zikr” ile Kur'an İslâm literatüründe aynı anlamı taşırlar. Bu ikisinin ifade ettiği manâyı farklı değerlendirenler sadece insanlardır. Cenab-ı Hak (.................... )"Zikri biz indirdik ve onu biz muhafaza edeceğiz."[48] ayetinde olduğu gibi bir çok ayeti kerimede Kur'an'ı "zikir" olarak nitelendirmiştir.

Buhari'nin rivayet ettiği bu hadisi Müslim ve Ebu Davud da Hz. Aişe'den rivayet etmiştir.[49]

Rasulüllâh'ın (sallâllahu aleyhi ve sellem) eşlerinin O'nun her halinde Allah'ı zikrettiğini haber vermesi Hz. Ali'nin hadisinin hükmünü ortadan kaldıracaktır. Çünkü Hz. Ali'nin Hz. Aişe gibi Rasulullah'ın bütün cünüplük hallerini tespit etmesi mümkün değildir. Belki onun tesâdüf ettiği zamanlarda Hz. Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) cünüplükten bir an önce temizlenmek amacıyla Kur'an okumaktan veya onlara okutmaktan kaçınmış olabilir.

4- Ümmü Atiyye'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Biz hayızlı kadınlara (namazgâha) çıkmamız, mü'minlerle birlikte tekbir almamız ve dua etmemiz emrolundu.[50]

Açıklama: Cenab-ı Hakk A’raf Sûresi 180. âyette şöyle buyuruyor: "Allah'ın güzelisimleri vardır. O'na bu isimlerle dua edin."
Esma binti Zeyd’den (r. anha) rivayet edildiğine göre Rasulûllah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın İsmi Azam'ı şu iki ayettedir: (......)[51] "Sizin tanrınız tektanrıdır; Rahman ve Rahim olup O'ndan başka tanrı yoktur." Bir de Âl-i İmran Sûresinin başlangıcı: (....................) "Elif, lâm, mîm. Allah, kendisinden başka tanrı bulunmayan Hayyve Kayyum'dur."[52]

Bu hadis hasen-sahih olup bir hanım tarafından rivayet edilmiştir. Rasulullah (sallâllahu aleyhi ve sellem) efendimizin "Allah'ın güzel isimleri vardır. O'na bu isimlerle dua edin" ayetini bildiği halde kadınlara, Cenab-ı Hakkın isimlerinin hangi ayetlerde bulunduğunu açıklamaktan çekinmemesi ve hiçbir sınırlama getirmeden dua etmelerini emretmesi kadınların bu hallerde Kur'an okumasının helâl olduğu sonucunu doğurmaktadır.

5- İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Bana Ebu Süfyan haber verdi ki; Herakliyus, Peygamberin mektubunu istemiş ve okumuştur. Bu mektupda: "Bismillahirrahmanirrahim. Ey kitap ehli: Hepiniz bizimle sizin aranızda müsavi bir kelimeye gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir şeyi ortak tutmayalım. Allah'ıbırakıp dakimimiz kimimizi Rabb'ler edinmeyelim."[53]sözleri vardır”.[54]

Açıklama: Yüce kitabımız Kur'an'ı Kerim'in muhtelif birçok ayetinde mü'minlere Allah yolunda cihad emredilmiş, Rasulullah (sallâllahu aleyhi ve sellem) efendimiz her fırsatta ümmetini cihada teşvik ederek, Allah yolunda cihad etmenin önemini beyan
buyurmuşlardır. Hatta bir hadis-i şerifte:"Cihâda iştirak etmeden ve cihad niyeti taşımadanölen, bir çeşit nifak üzere ölmüştür."[55]buyurulmaktadır.

Dinimizin ısrarla emrettiği ve bu emri yerine getirmekten geri kalanların ağır bir şekilde tehdit edildiği bu "cihad" nedir? Savaş meydanlarında mücadele vermek, ölmek, öldürmek, ya da gazi olmakla sınırlı bir fiil midir?


Cihad: İnsanların davranışlarını öncelikle İslâm'a göre tanzim etmesini sağlamak amacıyla verilen kutsi bir mücadeledir. Bu mücadele yerine göre bazen canla, bazen malla ve bazen de dille yapılır. Nitekim Peygamberimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem): "Mallarınız, canlarınız ve dillerinizle müşriklere karşı cihad ediniz"[56] buyurmaktadır. Kendisi dille yapılan cihad konusunda da ümmetine örnek olmuş, İslâm'a daveti Kur'an okuyarak, Kur'an'dan ayetleri insanlara duyurarak yapmıştır. Çünkü Kur'an okunup anlaşılmadan sağlıklı bir müslümanlık söz olamaz. Ayrıca insanları İslâm'a çağırırken yapılacak en önemli iş onlara Kur'an okuyup anlamalarını sağlamaktır.


Durum böyle iken tebliğ için şart olan ilmi, yani Kur'an'ı öğrenmeye belki daha da güzeli ezberlemeye ya da öğretmeye çalışan ve bu şekilde cihada iştirak etmek isteyen müslümanların karşısına çıkan ve onları, tek dayanakları Kur'an'dan uzaklaştıran bu büyük engel nedir? Bir insan cünüp iken canıyla cihadda bulunabildiği ve bu durumda öldüğü taktirde Rasulullah (sallâllahu aleyhi ve sellem) tarafından müjdelendiği halde diliyle cihad yapamayacak mıdır? Hayızlı kadın her ayın bir haftası, belki daha da uzun bir vakit İslâm'ı tebliğ görevinden geri mi kalacaktır?

Denilir ki Kur'an okuması şart değil, tebliğ yapmak istiyorsa İslâm'ı kendi cümleleriyle de anlatabilir.

Şüphesiz ki İslâm dinini en iyi bilen ve uygulayan tek kişi Allah'ın Rasûlüdür ve bu yüce insan, müşriklere İslâm'ı tebliğ amacıyla yazdığı mektupta muhataplarının hem kâfir, hem de cünüp olduğunu ve bu mektubu da okuyacaklarını bildiği halde onlara İslâm'ı kendi sözleriyle değil Cenab-ı Hakkın kelâmıyla anlatmıştır. Dolayısıyla kendisine peygamberi “usve” (örnek) edinmiş bir müslümanın peygamberine muhalif hareketi tasavvur edilemez.

Bu konuda ortaya atılmış başka itirazlar da olmuştur. Meselâ: “Herakliyus kâfirdir. Kur'an'ın hürmetine inanmaz ve gusülle de mes'ul değildir. Bunun için Kur'an'ı okumasında bir sakınca yoktur.” denilmektedir.

Kur'an'ı hayızlı ve cünübün okumasının yasaklanmasının sebebi, Kur'an'ın pis bir ağız tarafından okunmasının engellenmesi ve bundan dolayı Kur'an'a karşı oluşacak bir saygısızlığın ortadan kaldırılması ise, kâfirin ağzı bu kişilere karşı kıyas kabul edilmeyecek derecede pistir. Zira pisliği Kur’ani nass ile tescil edilmiştir. Kâfir Kur'an'ı kirli olarak okumaktan sorumlu olmasa bile kâfire onu okutan, yani ayetleri ona gönderen Kur’an’a yönelik bir saygısızlığa sebeb olduğu için sorumlu olacaktır. Rasûlüllah (sallâllahu aleyhi ve sellem) bu ayetleri ona göndermişse, bu durum kâfirin ve dolayısıyla gusülsüz kimselerin de Kur'an okumasının caiz olduğunu gösterir.


Allah Rasûlünün Herakliyus’a gönderdiği mektup doğruluğunda şüphe olmayan ve aslı halen Topkapı Sarayı'nda bulunan bir mektuptur. Buhari şerhi Fethu'l -Bâri kitabının yazarı olan Kastalani'nin de dediği gibi söz konusu mektup, cünüp ve hayızlının Kur'an okumasının caiz olduğuna dair açık bir delildir.


6- Ata b. Ebi Rebah Cabir (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir. Ayşe hayız olduğunda Kâbeyi tavaf hariç bütün hac fiillerini yapmıştı. Bir de namaz kılmıyordu.

Açıklama: Hac fiilleri tavaf, namaz gibi dua ve zikri de içine almaktadır. Ravî "Allah'ı zikretmedi" şeklinde bir tabir kullanmadığına göre Hz. Aişe (r. anha) hayızlıyken Kur'an da okumuş olabilir. Çünkü daha önce açıklandığı gibi şeriatte Kur'an ve zikir aynı anlamı taşımaktadır. Nitekim Kur'an okuyan birisine hiç kimse sen Kur'an okuyorsun, Allah'ı zikretmiyorsun diyemez.

7- Hakem b. Uteybe: Ben cünüp iken hayvan keserim. Allah da “Üzerlerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyin; çünkü bu muhakkak bir fısktır." buyuruyor.


Açıklama: Cenab-ı Hak: "Üzerlerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyin" buyurmaktadır. Bir kimse Kur'an'dan bir ayet okuyarak da Allah'ın ismini anabilir. Buna da herhangi bir yasak getirilmemiştir.

Buharî'nin şerhi Fethu'l- Bâri sahibi şöyle der:

"Hayızlı ve cünübün Kur'an okumasının yasaklığına dair rivayet edilen hadisler her ne kadar başkaları tarafından delil kabul edilse de Buhari tarafından sahih görülmemiştir. Zaten söz konusu hadisler te’vil edilir durumdadır"
Bu hadisler başka nasıl yorumlanabilir?

İlk önce Hz. Ali'nin (r.a) "Rasûlüllah’ı (sallâllahu aleyhi ve sellem) cünüplükten başka hiçbir şey Kur'an okumaktan alıkoymazdı." hadisini ele alalım.

Bu hadis sahih olsa bile, sadece Hz. Peygamberin bir fiilini anlatmaktan ibarettir. İçinde bir emir ya da yasaklama bulunmamaktadır. Zaten Hz. Ali'nin (r.a) Rasulullah’ın (sallâllahu aleyhi ve sellem) bütün cünüplük hallerini tesbit etmesi mümkün de değildir.

Kitaplarımızda sarımsak, soğan yiyenlerin mescide gelmelerinin adaba uygun olmadığı zikredilir. Oysa ki Hz. peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem), müslümanları kokulu yiyecek yedikten sonra mescide gelmemeleri hakkında defalarca uyarmış, hatta bu gibi şeyleri yiyenleri mescitten çıkarıp Baki mezarlığına göndermiştir.

Hz. Peygamber’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) bu derece sert bir şekilde yasakladığı bir şeyi yapmak âdaba aykırı kabul edilirken, hiç emretmediği, ya da yasaklamadığı bir fiili işlemeyi haram saymak ne derece doğru olur? Üstelik bu hadiste hayızlıdan hiç bahsedilmemektedir. Hayızlıyı cünübe kıyas etmek ve sen de ömrünün büyük bir bölümünde Kur'an-ı Kerim'den uzak kalacaksın demek için elimizde ciddi deliller bulunması gerekir. Zira bu sözümüzle bir çok hafızın yavaş yavaş Kur'an'dan uzaklaşarak hıfzını unutmasına veya kadınların Kur'an-ı Kerimi öğrenmeye olan heveslerinin kırılmasına sebep oluruz. Bu da az bir sorumluluk değildir.

Gelelim "Hayızlı ve cünüp Kur'an okumaz"hadisine...

Dikkatle incelenirse cünüp ve hayızlıya kesin olarak yasaklanan ibadetler namaz, tavaf ve hayızlıya mahsus olmak üzere oruçtur. Bunlar farz olan ibadetlerdir. Yani haram sözü farzın karşıtıdır. Kur'an okumak ise sünnettir. Sünnet bir ibadette yapılan yasaklama ya mekruhluk ya da efdaliyet ifade etmekten öteye gitmeyecektir.

Ayrıca hayızlıya getirilen bir yasağı Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) efendimizin kendi eşlerine veya mü'min hanımlara değil de, sadece bir erkeğe söylemesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Kaynakça:

[1] Ebû Davud, Kitabu’t-Tahâre,229.

[2] Tirmizi,K.Tahâre,146.

[3] Sünen-i Nesei, K. Tahâre,171.

[4] Sünen-i Nesei, K. Tahâre,171.

[5] İbn. Mace, K. Tahâre,594.

[6] Tahric:Bir hadisi kaynak eserlerden bulmak,çeşitli yönlerden değerlendirmesini yapıp ilk eserlere nisbet ederek kendisinin veya başkasının senediyle rivayet etmek., Sahih-i Buhari Tercemesi İndeksi,çev. Hikmet Tekin, İstanbul 1990, s. 41.

[7] Hasen-sahih:a) Senetleri çoğalarak sahih derecesine ulaşan hadis. b) Birden fazla senedi olup bunlardan bazısı hasen bazısı da sahih olan hadis. c)Bazı alimlerce hasen, bazılarınca da sahih kabul edilen hadis. Sahih-i Buhari ve Tercemesi İndeksi,çev. Hikmet Tekin, İst.1990, s.20.

[8] Hattabî, el-Menhelü’l-Azbu’l-Mevrud, y.s 1351, c.2, s.305; İbn. Hümam,Kemâluddîn, Fethu’l-Kadir, Bulak 1315, K.Tahâre, c.1, s.116.

[9] Tirmizi, K.Tahâre, 131.

[10] İbn. Mace, K.Tahâre, 595.

[11] İbn. Mace, K.Tahâre, 596.

[12] Tirmizi, K Tahâre, 131.

[13] Sadece zayıf bir ravi tarafından rivayet edilen hadise “münker hadis” denir. Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuk-i İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1985, c.1, s.29.

[14] Sünen-i Tirmizi Tercemesi, çev. Mollamehmetoğlu, Osman Zeki, İstanbul 1981, K. Tahâre, 596.

[15] İbn. Mace, Sünen-i İbn. Mace Tercemesi ve Şerhi, Hatiboğlu, Haydar, İstanbul 1983, K. Tahâre, 131.

[16] Hattâbi, a.g.e., c.2, s. 302.

[17] Mezhebin kurucusu Ebu Hanife’dir. Kendisinin adı Nûman, babasının adı Sabit’dir. Hicri 80 tarihinde Kûfe’de doğmuş, 150 tarihinde Bağdat’da vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1990, s. 34.

[18] Ebu Cafer Abdülmelîk el- Ezdî et-Tahavi. Mısır’ın yetiştirdiği en büyük Hanefi fıkıh alimidir. Hicri 239 tarihinde Mısır’da doğmuş 321 tarihinde yine Mısır’da vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Özel, Ahmet, Hanefi Fıkıh Alimleri, Ankara 1990, s.30.

[19] Ebu’r-Reca Mahmud b. Muhammed ez-Zahidî el-Gazmınî. Tanınmış Hanefi fıkıh alimlerinden olup hicri 658 tarihlerinde yaşamıştır. Özel, Ahmet,a.g.e.,s.66.

[20] Muhammed b. Semaa b. Ubeydullah b. Hilâl et-Temîmi el- Kûfi. Hicri 130-233 tarihleri arasında yaşamıştır. Ebu Yusuf Şeybâni, Hasan b. Ziyad ve Leys b. Sa’d’ın talebesidir. Güvenilir alimlerden olup halife el-Me’mun zamanında Bağdat’ta kadılık yapmıştır. Özel, Ahmet, a.g.e., s.27.

[21] Ebu’l –Hasen Ubeydullah b. Huseyn b. Dellâl el-Kerhi Büyük Hanefi müçtehitlerindendir. Hicri 260 tarihinde Kerh’de doğmuş, 340 tarihinde Bağdat’da vefat etmiştir. Özel, Ahmet, a.g.e.,s.32.

[22] Ebu’l Hasen Burhanuddin Ali b. Ebû Bekr b. Abdulcelîl el-Fergani el- Merginani er- Riştanî.Hicri 593 tarihlerinde yaşamış büyük Hanefi alimi ve müçtehit. Metinde geçen el-Hidaye adlı fıkıh kitabını 13 senede te’lif etmiştir. Özel, Ahmet, a.g.e.,s.57.

[23] Hakimu’ş-Şehid Ebu’l-Fadl Muhammed b. Muhammed el-Mervezî el-Belhi, Büyük Hanefi alimlerinden olup hicri 241-334 tarihleri arasında yaşamıştır.”el-Kâfi” adlı eseri , İmam-ı Muhammed’in “Zahiru’r-Rivaye” diye anılan altı eserinden derlenerek te’lif edilmiştir. Daha sonra bu kitap Serahsi tarafından otuz cilt halinde şerh edilmiştir. Özel, Ahmet, a.g.e., s.32.

[24] Hanefi fıkıh alimlerinden Hüseyin b. Muhammed es- Semenkani ( hicri 8. Asır.) tarafından yazılmış fıkıh kitabıdır. Özel, Ahmet, a.g.e., s.76.

[25] Halebî, İbrahim, Halebî Kebir, İstanbul 1925, s.56 vd.

[26] Hattabi, a.g.e., c.2, s.305.

[27] Halebi İbrahim, a.g.e.,s.57.

[28] Hattabi, a.g.e., c.2.,s.305, Burhanuddîn el-Merginanî, el- Hidâye, K.Tahâre, Kahire, 1938, c.1, s.18.

[29] Mezhebin kurucusu İmam Muhammed b. İdris eş-Şafii’dir. Hicrî 150 tarihinde Askalan’da veya Şam beldelerinden Gazze’de doğmuş, 204 tarihinde Mısır’da vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

[30] Ahmed b.Hacer el- Heytemi, Tuhfetü’l-Muhtâc, y.t. yok, c.1, s.271.

[31] Mezhebin kurucusu İmam Mâlik b. Enes’dir. Hicrî 93 tarihinde Medine-i Münevvere’de doğmuş, 179 tarihinde yine Medine’de vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

[32] Muhammed el- Huraşî, ( el-Huraşî veya Haraşî ) alâ Muhtasarı Seydi Halîl, Dâr-ı Sâdır, Beyrut, c.1, s.209, Haşiyetü’ş-Şeyh Ali el- Adevi

[33] İbn Rüşt, Bidâyetü’l-Müctehit ve Nihayetü’l Muktesid, K. Tahâre, Kahire 1333, c.1,s.38.

[34]Bilmen, Ömer Nasûhi, Büyük İslâm İlmihali, K. Kerâhe ve’l İstihsan, İstanbul 1990, s.435.

[35] Mezhebin kurucusu İmam Ahmed. B. Muhammed b. Hanbelî’dir. Şeyban kabilesine mensubtur. Aslen Mervez’lidir.Hicri 164 tarihinde Bağdat’da doğmuş, 241 tarihinde yine Bağdat’da vefat etmiştir. Bilmen Ömer Nasûhi, İslâm İlmihali, s.35.

[36] İbn Kudame, Muğnî, Mısır t.y.,c.1, s.144.

[37] Mezhebin kurucusu Ebu Süleyman Davud b.Aliyyü’l Isfahânî’dir. Hicri 202 tarihinde Kûfe’de doğmuş, 270 tarihinde Bağdat’da vefat etmiştir. Zahirilerin kavillerine, hilâflarına mutlaka itibar olunur. Ebu Mansûri Bağdadî’nin kanaati böyledir. Şafiilerce sahih görülen de budur. Bilâhare reyler, bu vecihle karargih olmuştur. Eimme-i müteahhirin , Davudi Zahirî’nin mezhebini kitaplarında irad etmişlerdir. Şeyh Ebu Hamid, Maverdî, Kadı Ebuttayyib gibi meşahir bu cümledendir. Bilmen, Ömer Nasûhi, Hukuki İslamiyye Kamusu, c.1, s.348 vd.

[38] İbn Hazm, el- Muhallâ, Beyrut 1984, K. Tahâre

[39] Fecr, 89 /1.

[40] Rahman, 55 / 64.

[41] Bakara, 2 / 282.

[42] Tabiinin büyüklerinden bir zattır. Medine-i Münevvere’deki “Fukaha-i Seb’a “ dandır. Kendisine “Fakîhu’l- Fukaha” yani “fakihlerin fakihi” denilirdi. Hicrî 91 tarihinde vefat etmiştir.

[43] Rasûlüllah efendimizin amcası Hz. Abbas’ın oğludur. Kendisine ilminin çokluğundan dolayı bahr:deniz ve tefsire pek ziyade vukufundan dolayı “Tercümetü’l-Kur’an” ünvanı verilmiştir. Hicrî 68 tarihinde Taif’de vefat etmiştir.

[44] Tabiinin büyüklerindendir. Tefsir, hadis, fıkıh ilimlerinde mütehassıs olmuştur. Hicrî 95 tarihinde vefat etmiştir.

[45] İbn Hazm, el- Muhallâ, Beyrut 1984, K. Tahâre, c.1, s.96.

[46] Kadîm ulema ve fukahadandır. Hz. Aişe validemize mülâkî olmuştur. Hicri 96 tarihinde vefat etmiştir.

[47] Sahih-i Buhari, K. Hayz, 8.

[48] Hicr, 15/ 9.

[49]Müslim, Müsafirin, 139, Ebu Davud, Menasik, 45.

[50] Sahih-i Buhari, K. Hayz, 8.

[51] Bakara, 2 / 163.

[52] Tirmizi, B. Dua , 3705.

[53] Al-i İmran, 3 / 64.

[54] Sahih-i Buhari, K. Hayz, 8.

[55] Müslim, İmare,158, Ebu Davud, Cihad, 2502.

[56] Ebu Davud, Cihad, 2504.